Psikolojide Öğrenme Nedir? Öğrenme Türleri ve Süreçleri Nelerdir?

Öğrenme tekrarlar, yaşantılar, eğitim ve öğretim sonucu davranışlarda meydana gelen değişmelerdir. Öğrenilmiş davranışlar, doğduktan sonra yaşantılarla elde edilen davranışlardır.

Belli bir dili konuşmak, yemek yeme alışkanlıkları kazanmak, düşünceler karşısında farklı tutum ve tavırlar göstermek, matematik problemi çözmek gibi davranışlar öğrenilmiş davranışlardır.  Öğrenme çeşitli biçimlerde açıklanmaktadır.

Öğrenme;

Karmaşık bir süreçtir.

Nörofizyolojik bir olgudur. Öğrenme ile beyinde kimyasal ve elektriksel birtakım değişiklikler olur. Sinir sisteminde de yeni bağlar kurulur.

Psikolojik bir olgudur. İnsan bir şeyi öğrendiğinde, o konu ile ilgili tüm gerçekleri anlamaya daha önceki algıları ile birleştirip yorumlamaya çalışır.

Her öğrenme sonucu az ya da çok davranış değişikliği meydana gelir. Ama her davranış değişikliği bir öğrenme değildir. Buna göre içgüdü, refleks veya şans eseri gerçekleştirilen davranışlar öğrenme değildir. Öğrenmede olgunlaşma ve motivasyon önemli bir faktördür.

Bir şeyi öğrenebilmek için belli bir olgunlaşma düzeyine gelinmesi ve belli bir motivasyonun olması gerekir. Öğrenme, psikolojinin önemli bir konusudur. İnsan davranışlarının oldukça büyük kısmı öğrenilmiş davranışlardır. Öğrenilmemiş davranışlar refleksler, iç dürtüler, içgüdülerdir.

Refleksler, dıştan veya içten alınan bir uyarmaya kaşı vücudun yaptığı uyum hareketidir. Genzimize bir şey kaçtığında hapşırmamız, elimizi gözümüze yaklaştırdığımızda gözümüzü kapatmamız refleks davranışına örnek gösterilir.

Açlık, susuzluk, cinsellik, annelik gibi iç dürtüler de organizmayı harekete geçirir. Bu davranışların bazıları, öğrenme ile ilgili olsa da çoğu doğuştan kazanılmıştır.

Öğrenme Türleri ve Süreçleri

Her öğrenme durumunun, öğrenmeyi meydana getiriş tarzı, tarihçesi ve teorileri değişiktir. Bu öğrenme türleri, klasik koşullanma, edimsel koşullanma, model alarak öğrenme ve bilişsel öğrenmedir.

Klasik Koşullanma Yoluyla Öğrenme (Birleştirerek, Bağ Kurarak Öğrenme)

Koşullu bir uyarıcının etkisiyle refleksin ve tepkilerin ortaya çıkmasına koşullu refleks denir. Koşullu reflekste uyaran bellenmiş yani öğrenilmiş bir semboldür. Koşulsuz reflekste ise uyaran sembol değil gerçek uyarıcıdır.

Klasik koşullanma, organizmanın doğal uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi, tekrarlar sonucu yapay uyarıcıya karşı da göstermesidir. Klasik koşullanma deneyini yaparak bir kuram (teori) geliştiren bilim adamı, Rus Fizyologu ivan P. Pavlov’dur. Pavlov’un köpek üzerinde yaptığı deney, salya koşullanması ile ilgilidir.

Klasik koşullanma deneyi

Klasik koşullanma deneyi

Pavlov, zile salya tepkisi vermeyen köpeğe, zil karşısında salya tepkisi vermeyi öğretmiştir. Normal koşullarda bir köpeğin yanında zil çalınması durumunda köpek salya salgılamaz. Zil sesi nötr uyarıcıdır. Bir köpeğe et verildiğinde ise köpek otomatik olarak salya salgılar. Salya tepkisi doğuştan gelen refleks türü tepkidir, öğrenilmemiştir.

Burada et, koşulsuz uyarıcı yani doğal uyarıcıdır. Pavlov, önce zil çalıp sonra et verme işlemini defalarca tekrarlamıştır. Bir süre sonra yalnızca zili çaldığında köpek et gelecek beklentisi içinde olduğundan zile karşı da salya tepkisi göstermiştir.

Bu durumda zil sesi koşullu yani öğrenilmiş ya da diğer bir deyişle yapay bir uyarıcı olmuştur. Köpeğin zil sesine göstermiş olduğu salya salgılama davranışı da koşullu yani öğrenilmiş yapay bir tepkidir.

Klasik koşullanma deneyi

Klasik koşullanma deneyi

Klasik koşullanma, koşulsuz ve koşullu etkilerin birleşimlerini içerir.

Koşulsuz uyarıcılar: Her zaman aynı tepkisel davranımı uyandıran uyarıcılardır. Pavlov’un deneyinde, daha koşullanmadan önce bile köpeğin ağzına konan yiyecek salya salgılama davranımına neden olmuştur. Bu davranıma neden olan uyarıcı, koşulsuz uyarıcı olur. Yani köpeklerin yiyeceklere karşı gösterdikleri doğal tepkileri, koşullanmamış tepkilerdir.

Koşullu uyarıcı: Öğrenilmiş olan uyarıcıdır. Başlangıçta etkisiz olan, fakat koşulsuz bir uyarıcıyla eşleştirilmesi sonucu koşullu davranımı gerçekleştirir hâle gelen uyarıcıdır. Pavlov’un deneyinde, zil daha önce öğrenilmiş koşullu uyarıcıdır.

Köpeklerin salgılama yapmak için zil sesine tepki göstermeleri doğuştan değildir. Bunu, uyarıcı-tepki olayı sonucu öğrenirler. Köpeklerin zil sesine karşı gösterdikleri tepkileri koşullu tepkiler olarak tanımlar.

Edimsel Koşullanma (Operant Koşullanma)

Organizmanın, davranışlarının sonuçlarına bakarak yeni davranışlar kazanmasıdır.

Başka bir deyişle organizmanın bir ödüle ulaşabilmek ya da cezadan kaçabilmek için istenilen davranışları yapmasıdır. Edimsel davranışta önce tepki yapılır sonra tepkinin doğurduğu uyarıcı gelir (T-U). Klasik koşullanmada ise önce uyaran vardır ve organizma ona tepki gösterir (U-T). Skinner deneyinde fare, özel düzenekli, ses geçirmeyen bir kafesin içine konur.

Rastgele yaptığı davranışlar sırasında manivelaya basması sonucu yemek kabına otomatik olarak besin düşmektedir. Bir süre sonra edimsel davranış olarak manivelaya basmaya başlamıştır. Aç olan hayvan, manivelaya basarak yiyeceği elde eder, yiyeceği elde eden hayvan manivelaya basma davranışını sürdürür.

Skinner deney kutusu

Skinner deney kutusu

Davranışlar sonucunda organizmanın hoşuna giden bir durum ortaya çıkabilir. Örneğin yeni aldığınız bir kazağı giydiğiniz zaman arkadaşlarınız “Kazağın çok güzel, sana çok yakışmış.” derse o kazağı giyme davranışınız devam eder.

Bazı davranışların sonucunda organizmanın hoşuna gitmeyen bir durum ortaya çıkabilir. Yeni kazağınızı giydiğiniz gün değer verdiğiniz bir arkadaşınız size yakışmadığını söylerse o kazağı giymek istemezsiniz.

Bu tür koşulama da davranışı izleyen ve organizma üzerinde hoşa gidici bir etki yaratarak davranışın (edimin) ortaya çıkma olasılığını artıran uyarıcılara pekiştireç denir.

Bir davranışın arkasından gelen ve organizma için hoşa gitmeyen bir durum yaratan uyarıcılar ise cezalardır. Ceza, davranışı zayıflatır ya da belli bir süre için durdurur.

Pekiştireçler olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:

Olumlu pekiştireç: Bir davranış, organizmanın hoşuna gidecek bir uyarıcının doğrudan verilmesi ile pekiştiriliyorsa buna olumlu pekiştirme denir. Fareyi yiyeceğe götüren davranış olumlu bir pekiştirmedir.

Olumsuz pekiştireç: Ortadan kaldırıldığı ya da verilmediği zaman davranışın ortaya çıkma eğilimini artıran pekiştireçlerdir. Sonucunda ortaya çıkan pekiştirmeler de olumsuz pekiştirmelerdir. Hatalı davranışların azaltılması ve istenen davranışların ortaya çıkarılması, olumsuz pekiştireçtir.

Örneğin yaramazlık yapan, çalışmayan çocuklara nazik davranma ve çalışma davranışlarını öğretmek için onları olumsuz ortamlarda çalışmaya ve bulunmaya zorlamak, istenilen davranışlar yapılınca ortamdan kurtarmak olumsuz pekiştireçtir.

Hem olumlu hem de olumsuz pekiştirme, organizmanın hoşuna giden bir etki yaratır ve davranışın tekrar ortaya çıkma olasılığını artırır. Pekiştireçler yoluyla birey istendik ve istenmedik davranışlar öğrenebilir.

Bu nedenle pekiştireçler çok dikkatli kullanılmalı ve doğru davranışlar pekiştirilmelidir. Yapılan bir davranışın sonucunda, organizma için olumsuz bir durum yaratan uyarıcılara ceza denir.

Cezalar iki türlüdür:

Birinci tip cezada davranışın arkasından olumsuz uyarıcı doğrudan doğruya verilir (çocuğun yaptığı bir davranış nedeniyle dövülmesi, azarlanması gibi).

İkinci tür cezada ise ortamda bulunan olumlu bir uyarıcı ortamdan çekilerek organizma için olumsuz bir durum yaratılır (çocuktan sevgiyi esirgeme, teneffüse çıkmayı yasaklama, arkadaşlarından ayırma gibi).

Pekiştireç, davranışı güçlendirirken ceza zayıflatır ya da belli bir süre için durdurur. Ceza, istenmedik davranışların bastırılmasında etkili olabilir. Ancak davranış değişikliğine neden olmaz. Cezanın diğer bir olumsuz yönü ise saldırgan davranışlara neden olmasıdır.

Olumsuz pekiştirme ile ceza, çoğu zaman karıştırılmaktadır. Olumsuz pekiştirmede, olumsuz pekiştireçler ortamdan çıkartılırken cezada olumsuz pekiştireçler ortama konur. Olumsuz pekiştirmede, davranışın tekrar edilme olasılığı artarken ceza, davranışı durdurur.

 Koşullu öğrenme süreçleri

Genelleme: Koşullu tepkiyi yaratan uyarıcının, benzerlerine de aynı tepkiyi göstermesidir (örneğin, köpekten korkan çocuğun kediden de korkması gibi).

Ayırt etme: Genellemenin karşıtı olarak hangi uyarıcıya hangi tepkinin gösterileceğini ayırt etmedir (örneğin, kediden korkan çocuğun köpekten korkmaması gibi).

Sönme: Koşullanmış davranışta görülen zayıflamadır (örneğin, zil sesine koşullanmış köpeğin zil ile birlikte et verilmemesi sonucu bu koşullanmanın kaybolması, köpeğin zil sesine karşı salya salgılamaması gibi).

Kendiliğinden geri gelme: Sönen koşullanmış davranışın belli bir süre sonra aynı şartlarda yeniden canlanmasıdır (örneğin, zil sesine karşı oluşan koşullanmanın sönmesine rağmen belli bir süre sonra tekrarlandığında aynı koşullanmayı ortaya çıkarması gibi).

Klasik ve Edimsel Koşullanmanın Karşılaştırılması

Birbirine çok yakın öğrenme süreçleri olan klasik ve edimsel koşullanma arasındaki farklar Tablo 6.2’de verilmiştir

Klasik ve edimsel koşullanmanın karşılaştırılması

Klasik ve edimsel koşullanmanın karşılaştırılması

Model Alarak Öğrenme (Gözleyerek Öğrenme)

İnsanlar, doğal ve toplumsal çevrelerine uymak zorundadır. Özellikle toplumsal çevrelerine uyarken toplumsal kurallar ve değerler önem taşır. İnsanın toplumsal davranışlara uyumunda taklit etmenin önemli rolü vardır. Çocuklar, daha çok çevresindeki başka insanları ve büyükleri taklit ederek öğrenir.

Taklit ederken başkalarını kendilerine model olarak alırlar. İnsan davranışlarının şekillenmesinde, çevrede gözlem yapmak etkili olur. Çoğu zaman bu davranışlar, farkında olmadan yapılır. Örneğin, annemiz gibi yemek pişiririz, babamız gibi konuşuruz, beğendiğimiz bir sanatçı gibi giyiniriz.

Birçok davranış toplumun genel yapısını yansıtır. Hatta en doğal görünen davranışlar bile böyledir. Yemek yiyişimizden, oturuşumuza, yürüyüşümüzden, öfkemizi belirtme biçimimize kadar birçok davranışımız model alınarak yapılır.

Gözleyerek öğrenmede, örnek (model) alınan kişilerin davranışları önem taşır. Model bildiğimiz kişilerin kötü davranışları ödüllendirilmişse biz de öyle davranırız.

Örneğin, ticarette isim yapmış, çok kazanan birini örnek alabiliriz. O kişinin yaptığı yanlış olan davranışlar, cezalandırılmıyor hatta ödüllendiriliyorsa biz de öyle davranırız.

Bilişsel Öğrenme

İnsan öğrenmelerinin çoğunda bilişsel öğrenme söz konusudur. Bu öğrenme durumunda, yeni bilgiler depolanır ve eski bilgiler yeni anlamlar kazanır. Örneğin, sigara içme alışkanlığından kurtulma ile ilgili bir yazı okuduğumuzda durum böyledir.

Bu yazıdan öğrendiklerimizin klasik veya edimsel koşullanma ile bir ilişkisi yoktur. Pekiştireçin görünür biçimde kullanılmadığı ve ağırlık noktasını bilgi depolama, bilgi işlemenin oluşturduğu öğrenme durumlarına, bilişsel öğrenme denir.

Bilişsel öğrenmeler çoğu kez bilişsel gereksinmeden kaynaklanır. Bilişsel gereksinme, insanı, karşılaştığı nesneleri inceleyip gözden geçirmeye yönelten ve ilgili bilgileri sağladığı zaman doygunluk duymasına yol açan güdü ya da gereksinmedir.

Öğrenme Üzerinde Etkili olan Unsurlar

Öğrenme üzerinde çeşitli faktörlerin etkisi vardır.

Türe özgü hazır oluş

Öğrenecek olan organizmanın, istenilen davranışı göstermek için gerekli biyolojik donanıma sahip olması demektir. Yani öğrenenin türünün öğrendiği konuya uygun olması gerekir. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bir zürafaya bisiklet kullandıramazsınız. Bu, zürafanın inatçı olmasından değil, biyolojik donanımının uygun olmamasından kaynaklanır.

Olgunlaşma

Davranışların öğrenilmesi için bireyin belli bir olgunluğa, belli bir gelişmişlik düzeyine ulaşmış olması gerekir. Olgunlaşma, iki boyutta ele alınabilir:

Yaş: Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için birey, gereken yaşa gelmiş olmalıdır. Örneğin, çocukların tuvalet alışkanlığını kazanabilmeleri için 2 yaş civarında olmaları gerekir.

Zekâ: Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için belli bir zekâ seviyesi gerekir.

Örneğin, bireyin okuma-yazmayı öğrenmesi için ortalama 6-6,5 yaşında olması gereklidir.

 Genel uyarılmışlık hâli ve kaygı

Uyarılmışlık düzeyi, bireyin dışarıdan gelen uyarıcıları alma derecesi olarak tanımlanır. Başka bir ifadeyle organizmanın öğrenmesi için gerekli uyarılmışlık içinde olmasıdır. Burada ölçü, uyarılmışlık hâlinin ve kaygının ortalama bir seviyede olmasıdır.

Genel uyarılmışlık hâli ve kaygısı bu ortalamanın altında ya da üstünde olan bireylerin iyi öğrenmeyi gerçekleştirmesini beklemek doğru olmaz. Örneğin “Bu sınavı kazanamazsam her şey biter.” diyerek sınava hazırlanan birinin ya da “Ben bu sınavı çalışmasam da veririm.” diyen bir başkasının başarılı olması beklenemez. Yani genel uyarılmışlık düzeyinin ortalama düzeyde olması gerekir.

 Geçmiş yaşantılar (olumlu-olumsuz transfer)

Eski bilgilerin yeni öğrendiklerimizi etkilemesine, öğrenmede transfer denir. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için bazı ön bilgilere ihtiyaç duyarız (örneğin bisiklet kullanmayı bilen birinin motosiklet sürmeyi daha kolay öğrenmesi gibi). Bu duruma olumlu transfer denir.

Bunun tersi de yaşanabilir. Bağlama çalmayı bilen biri gitar çalmayı öğrenmeye çalıştığında, parmakları hâlâ bağlama figürleri gösteriyorsa bu durum öğrenme sürecinin zorlaştığını gösterir. Bu durum da olumsuz transfere örnektir.

 Güdülenme

Organizmayı harekete geçiren durumdur. Bireylerin güdülenme düzeyleri öğrenme düzeylerini etkiler. Birey davranışa içsel nedenlerle yönelirse içsel güdülenme; dışsal nedenlerle harekete geçerse dışsal güdülenme adını alır.

Örneğin, kitap okumaya çalışmanız gerektiğini düşünerek başladıysanız yani kendiniz istediğiniz için harekete geçtiyseniz burada içsel güdülenme vardır. Annenizin ya da babanızın isteği ile harekete geçerek kitap okumaya başladıysanız burada da dışsal güdülenme vardır.

 Dikkat

Bilincin belli bir noktada toplanmasıdır. Öğrenmenin verimli olması için öğrencinin dikkatini derste anlatılanlara toplaması gerekir. Dikkat toplanmadığı sürece, bilgilerin algılanması ve anlaşılması güç olmaktadır. Örneğin, ders sırasında bahçede oynayan çocukların sesleri, sınıftaki öğrencilerin dikkatini dağıtarak öğrenmelerini engellemektedir.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.