Sendrom Nedir? Psikolojide Sendromlar Nelerdir?

Sendrom ya da belirgi, birbirleriyle ilişkisiz gibi görünen, ancak bir araya geldiklerinde tek bir olgu olarak kendilerini gösteren bulgular bütünüdür.

Bu, kalıtsal olabilir ya da edimsel nedenlerle de oluşabilir. Tıp dilinde, belirgi, yalnızca, nedenleri tek tek açıklanamayan, birlikte rastlanılan bulguları tanımlamakta kullanılır.

Dolayısıyla, bu bulgular, altın da yatan bir hastalıkla açıklanabilirse, kuramsal olarak artık sendrom değildir.

Buna karşın, eskiden belirgi olarak anılan, ve günümüzde nedenleri bilindiği için hastalık olarak bilinen bir sürü durum, geleneksel sendrom adını korumuştur.

Stocholm Sendromu

Rehinelerin, kendilerini esir alanların duygularını anlama noktasına gelmeleri ve kendisini rehin alan kişilerle geçirdikleri sürenin sonunda onlara yardımcı olmaya başlaması ve nihai olarak da onlarla özdeşim kurmalarına Stockholm Sendromu denmektedir.

Bu sendromun ortaya çıkmasının temel nedeni, hayatta kalma içgüdüsüdür. Dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder.

İlk kez psikiyatr Bejerot tarafından tanımlanan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır.

Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler, sonunda da onunla evlenir. 23 Ağustos 1973 günü Stockholm’de bir bankayı soymak üzere basan soyguncular 4 banka görevlisini 6 gün (131 saat) rehin tuttu. Soyguncular banka personeline iyi davrandı, aralarında iyi ilişkiler oluştu;

Rehineler polisin bankayı basacağını fark edip soyguncuları uyardılar; Daha sonra mahkemede soyguncular aleyhine ifade vermek istemediler, savunma ücreti için para topladılar. Olay, “soyguncular bankadan para çalamadılar ama bazı insanların kalbini çaldılar” biçiminde yorumlandı…

1974 yılında Patty Hearst isimli bir milyoner kadın bir terörist grup tarafından kaçırıldıktan 2 ay sonra onlarla birlikte bir banka soygunu yaparken yakalandı. Avukatları SS mazeretini kullandıysa da mahkeme kabul etmedi ve hapse mahkûm etti.

2001 yılında İngiliz bayan gazeteci Yvonne Ridley, Afganistan’da Taliban tarafından kaçırıldı, ilk 11 gün onlarla kavga etti, yemek yemedi. İslâm dinini incelemesi şartıyla serbest bırakıldıktan sonra İslâm dinine ilgi duydu, 2003 yılında da Müslüman oldu.

Stocholm Sendromu

Stocholm Sendromu

Lima Sendromu

Stockholm sendromunun tersi olarak adlandırılır. Stockholm sendromu ile aynı koşullarda meydana gelir ve rehin alan kişiler kurbanlarına bağlılık hissederler. 1996′da Peru’nun Lima kentinde gerçekleşen Japon elçiliği rehine krizinin ardından bu adı almıştır.

Çeşitli ülkelerden diplomat, asker ve işadamlarının bulunduğu partiyi basan 14 gerilla yüzlerce kişiyi rehin aldı. 4 ay süren krizde militanlar rehinelerin ihtiyaçlarını karşıladı, sevecen davrandı ve çoğunu salıverdi…

Lima Sendromu Medya Örnekleri

İlk çekimi 1933 yılında yapılmış olan King Kong filminde de, canavara kurban edilmek üzere olan sarışın kız King Kong tarafından kurtarılır, kız da onu sever…

Samuel L.Jackson ve Kevin Spacey basrollü “The Negotiator“ filmi

 George Orwell 1984 isimli romanını 1949 yılında yazmıştı ve kitapta Winston karakterlerinin, kendisine işkence yapan kişiye aşık olduğunu anlatmaktaydı ve Celladına aşık olan köle

Stockholm Sendromunun örneklendiği öyküleri olan başka yapımlardır…

Lima Sendromu

Lima Sendromu

Othello Sendromu (Patolik Kıskançlık)

Othello Sendromu”na sahip kişi, sevdiği kişiyi ve kendisini yıpratacak şekilde aşkını sahiplenir; hastalık derecesinde kıskançlık duygusuna kapılır.

Hatta o kadar çok kıskançlığının esiri olur ki, kafasından sürekli aldatıldığına dair senaryolar üretir. Gömlekteki ufacık bir kırışıklıktan tutun da,”Aç değilim, sonra yerim.” yanıtına kadar her şey onlar için birer delil görevi görür.

Kışkırırlar ve adeta sevgilisini yatakta biriyle yakalamışçasına gözleri kararır, saldırganlaşırlar. Çoğu şiddet eğilimine sahiptir. Yıllardan bu yana bu sendrom yüzünden işlenen yüzlerce cinayet ve saldırı rapor edilmiştir.

“Patolojik Kıskançlık” da denilen bu hastalıkta paranoyayla birlikte ortaya çıkan şüpheler uç noktalara varır. Kişi partnerinin mailini, kredi kartı harcamalarını, telefon konuşmalarını ve aklınıza gelebilecek her türlü mecrada merak duygusunu giderebilecek yollara başvurur.

Herhangi birine ulaşamadığı ya da tatmin olamadığı takdirde kriz geçirir. (Fırlatılan telefon; kırılan cam çerçeve vb. Daha da kötüsü partnerine fiziksel saldırı.) Sonradan yapılan görüşmelerde çoğunun sevgililerini takip ettirmek üzere adam tuttuğu ya da takibi bizzat kendilerinin yaptığı ortaya çıkmıştır.

İlk bakışta bize “adı kıskançlık, kimde bu duygu yok ki?” gibi bir izlenim veriyor olsa da, Othello Sendromu tehlikeli ve yardım alınması, tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Diğer kişilerdeki ya da kendinizde bulunan kıskançlıkla kıyasladığınızda kolayca tanınır.

Bu sendroma sahip kişilerde aşırı derecede aldatılma korkusu, hakaret etme, saldırganlık, çevresindeki diğer hemcinslerine karşı düşmanlık, partnerlerinin eski ilişkilerine aşırı boyutta bir takıntı ve narsist davranışlar gözlemlenir.

Yapılan çalışmalarda bu sendromun en çok erkeklerde rastlandığı açıklanmış olsa da, kadınlarda da görülme sıklığı azımsanmayacak oranda. Genel olarak bu rahatsızlığa sebep olarak öne sürülen nedenlerin başında erkeklerde ereksiyon problemi; kadınlarda ise cinsel işlev bozukluğu yer alıyor. (Tedavi sırasında da öncelikli olarak çiftlerin cinsel karakterlerine bakılıp, bulgular doğrultusunda tedavi uygulanıyor.)

Kimi zaman kendimizi değerli hissetmemize sebep olan ve yüzümüzü güldürebilen bu istem dışı güdü, yazık ki yoldan çıkarak böyle bir rahatsızlığa da sebebiyet verebiliyor.

Birini çok severken ve onunla olabilmek uğruna herkesi karşınıza almışken, kıskançlık duygusuyla onu kendi ellerinizle öldürme isteği duyacak hale gelebiliyorsunuz. Tıpkı bu sendroma adını veren Shakespeare’in önemli eserlerinden “Othello”da olduğu gibi: Delice aşık olunan Desdemona’yı da kıskançlık öldürmedi mi?

Othello Sendromu (Patolik Kıskançlık)

Othello Sendromu (Patolik Kıskançlık)

Capgras Sendromu

Trafik kazası neticesinde haftalardır komada kalan eşinizin en nihayetinde komadan çıktığını görünce elbette ki kendinizi rahatlamış hissedersiniz ve hemen nasıl olduğunu sormak istersiniz.

Ya hasta eşiniz uyanır uyanmaz sizin bir “sahtekar” olduğunuzu söyleseydi? Tıpkı onun eşi gibi görünüp konuştuğunuzu, tıpatıp eşine benzediğinizi ama aslında o kişi olmadığınızı söyleseydi, ne yapardınız?

Bu, nörolojideki en tuhaf ve en nadir görülen vakalardan biri olan Capgras Sendromu. Adını Fransız psikiyatrist Jean Marie Joseph Capgras’dan alan bu sendromda, kafasına darbe almış ya da Alzheimer gibi hastalıklardan mustarip olan şahıs, bilinci ile ilgili başka bir sorunu olmamasına rağmen, ebeveynlerinin, eşinin, kardeşinin, köpeğinin, hatta kimi durumlarda, kendisinin bile bir “sahtekar” olduğuna inanır.

Ünlü sinirbilimci Prof. Vilayanur S. Ramachandran, “Phantoms In The Brain” (Boğaziçi Üniversitesi Yayınları tarafından “Beyindeki Hayaletler” ismiyle Türkçeye çevrilmiştir) adlı kitabında, annesinin babasının birer “sahtekar” olduğunu söyleyen Capgras sendromlu bir gencin durumunu anlatır.

Gencin, herhangi bir duyguyu deneyimlemesinde ve yüz tanımasında bir sıkıntısı yoktur. Ne var ki, tanıdık yüzler söz konusu olduğunda herhangi bir duygu hissedemiyor ve dolayısıyla anne babasının gerçek anne babası olmadığını, tıpkı onlara benzeyen fakat onların yerine geçmiş birer “sahtekar” olduklarını düşünüyordu.

Şimdi sıkı durun: Bu genç, anne ve babasıyla telefonda konuşurken böyle bir problem yaşamıyordu. Peki nasıl oluyordu da anne ve babasıyla yüz yüze konuştuğunda onların “sahtekar” olduklarını düşünüyor, fakat onlarla telefonda konuşurken bu düşüncesinden eser kalmıyordu?

Hemen cevaplayalım: Normalde, tanıdık bir yüz gördüğümüzde, beynimizin temporal lobundaki görsel patikalar harekete geçer. Sonra, bu etkinlikler, duygusal tepkiler vermemizden sorumlu beynin amigdala bölgesini uyarır ve o yüzü tanımamızı sağlar.

Ne var ki, beyinlerine aldıkları darbe sonucu bu sendromdan yakınan hastalar, yakınlarının yüzünü gördüklerinde, yüzleri tanıyorlar fakat tanıdık birini görmenin verdiği o sıcaklık/yakınlık hissini yaşayamadıkları için, sanki o kişi gerçek değilmiş de onun yerine geçmiş bir sahtekar olduğu sanrısına kapılıyorlar.

Capgras Sendromu

Capgras Sendromu

Peter Pan Sendromu

Büyüme korkusu olan çocuklarda ve olgun oldukları halde çocuk gibi davranan (sosyal açıdan) insanlarda görülen davranış bozukluklarına verilen addır.

İlk sendrom 1983’de Dan Kiley isimli bir psikanalist tarafından bulunmuştur. İsmi, James Matthew Barrie’nin Peter Pan isimli romanından gelmektedir. Fakat, Peter Pan Sendromu isimli kitap, bu sendromu detayı ile analiz etse de, DSMIV tarafından gerçek bir hastalık olarak tanınmıyor.

Bu sendrom en çok olgun yaşta belirtiliyor (sosyal görevleri olduğu andan itibaren). En çok bekar insanlarda görülmektedir. Dan Kiley, bu sendromun küçüklükte, annenin baskısı ve babanın otoritesizliğinden kaynaklandığını belirtiyor.

Bu sendrom ayrı bölümlere ayrılıyor:

1015 yaş arası: çocuk dış dünya ile bağlantısını, korku yüzünden, koparmaya çalışıyor. Görevlerinden kaçıyor ve yalnız kalıyor.

1622 yaş arası: Kendini beğenme ve maçoluk hissediliyor.

2325 yaş arası: hayattan mutsuzluk ve rahatsızlık hissediliyor.

2630 yaş arası: sendrom ilerliyor ve durum daha vahim oluyor.

45 yaşından itibaren: tekrardan çocuk olmaya çalışılıyor ve istenilmeyen hayat modundan uzaklaşılıyor.

Peter Pan Sendromu

Peter Pan Sendromu

Süper Anne Sendromu

Süper Anne’lik çalışsın ya da çalışmasın birçok kadının yaşadığı ve kent yaşamının nimetleriyle beraber biz kadınlara getirdiği bir külfet aslında.

Bir kadın zaten;

  • Evin düzeninin sağlanması,
  • Çocukların yetiştirilmesi,
  • Okul sorunlarıyla uğraşmak,
  • Alışveriş yapmak,

gibi pek çok işten sorumluyken bir de çalışıyorsa her işe yetişmek zorunda kalıyor.

Her şey düzgün olsun, en iyisi olsun, kimseye muhtaç olmadan kendi işimi kendim yapayım düşüncesiyle kadınlar giderek daha mükemmeliyetçi bireyler olup çıkıyorlar.

Uyku düzenleri bozuluyor, sürekli bir gerginlik hissiyle beraber somatik yani bedensel sorunlar başlıyor ve kadınlar önce tıp doktorlarına başvuruyorlar. Çünkü sorunun bedensel bazı hastalıklardan kaynaklandığını düşünüyorlar. Böyle düşünmekte de haklılar. Belirtiler bedensel rahatsızlıklar yönünde kendini gösteriyor. Sorun gerçekten de fiziksel olabilir.

Ancak genellikle fiziksel ve ruhsal olarak bir arada görülebiliyor. Bu hastalığın tıbbi adı fibromiyalji. Son yıllarda giderek daha fazla kadın bu hastalığın pençesine düşüyor. Yorgunluğa bağlı ya da uykusuzluğa bağlı olduğu düşünülen pek çok rahatsızlığın altında aslında mükemmeli aramak biçiminde gelişen bir yapı var.

Gün içinde her işe yetişmek, her konuda çaba harcamak şeklinde bir koşuşturmanın vücut üzerinde fiziksel ya da psikolojik olarak baskı yaratarak sorunlara yol açmasının tam karşılığı.

Süper Anne Sendromu’ olarak biliniyor.Şikayetler ciddi anlamda etki edene kadar kadınlar doktora başvurmuyor. Hatta zaman içinde geçer düşüncesiyle önemsenmiyor bile. Doktora gidildiğinde ise nereye gidileceği konusunda tam bir karmaşa yaşanıyor.

Genellikle şikayetler bedenin hangi bölgesindeyse o alanla ilgili bir hekime başvuruluyor. Gerçek anlaşılana kadar epeyce bir zaman kaybediliyor. Bu sorunun Süper Anne Sendromu’ ya da tıbbi adıyla Fibromiyalji’ olduğu kolay kolay anlaşılmıyor.

Zaten bu şikayetlerin bir sağlık sorunu olarak literatüre girmesi de çok yakın tarihlerde gerçekleşmiştir. Daha önce yorgunluğa ya da günlük telaşa bağlanan problemlerin genellikle mükemmeliyetçi kadınlarda görülmesi ve kolaylıkla düzelmemesi üzerine konunun sağlık boyutuyla incelenmesinin ardından adı konmuş ve tanımlanabilmiştir.

Çağımızda bu konuda sıkıntı yaşayan pek çok kadın varken sorun artık bir hastalık olarak ele alınmaya ve ciddi olarak üzerinde araştırma yapılmaya başlanmıştır.

Süper Anne Sendromunun Belirtileri

Her gün yaptığınız basit işleri dahi yapamayacak kadar bıkkınlık, tükenmişlik hali ve halsizlik,

Yaşanan halsizlik ve yorgunluk nedeniyle işler konusunda yaşanan isteksizlikle birlikte işlere bir türlü başlayamama durumu,

Düşüncelerde karışıklığın yanında sürekli düşünme hali ve işleri planmaya çalışmak ancak bu konuda bir türlü başarılı olamamak,

Kafada ağırlık hissiyle birlikte gelen baş ağrıları ve unutkanlık,

Panik atak, isteksizlik, gerginlik, depresyon ve buna bağlı olarak da cinsel isteksizlik,

Midede şişkinlik, sindirim sistemi hastalıkları ve bağırsaklarda anormaliler,

Kemik ve kas ağrıları, romatizma, kramplar, kas sertleşmeleri, tüm vücutta sebepsiz ağrılar,

Boğaz ağrıları, grip benzeri belirtiler, ateş ve üşüme hali

Süper Anne Sendromunda Ne Yapılabilir?

Artık biliyoruz ki bu bir rahatsızlık. Temelinde fiziksel ya da ruhsal sorunlar olabilir. Her şekilde mutlaka yardım almak gerekiyor. ‘Süper Anne’ olmak gerçekten zorlayıcıdır. Uzmanlardan destek almanın dışında yapılabilecek başka yöntemler de bulunuyor. Bu sorunda sıkıntının nedeni gevşeyememe ve sürekli bir gerginlik hali olduğu için kaslarda ağrıya yol açıyor. Ağrıları gidermek ve rahatlamak amacıyla;

Çok zorlayıcı olmayan bir sporla uğraşmak,

Masaj yaptırmak,

Kaplıcaya gitmek,

Gevşeme egzersizlerini öğrenerek düzenli olarak uygulamak,

Mutlaka belirli saatlerde uyumaya dikkat etmek,

Gün içinde kendine ait bir zaman oluşturmak,

gibi bir takım farklı uygulamalar yapılabilir. Ancak en önemlisi farklı bakış açıları edinmektir.

Süper Anne Sendromu

Süper Anne Sendromu

Aşırı Empati Sendromu

Eğer empati iç yaşantımıza zarar veriyor, muhatap olma ihtimalimiz olan kişilere karşı kendi kişiliğimizi eritip yaşamımızı onların düzeni için kuruyorsak bir problem var demek. Bu kavrama psikolojide aşırı empati sendromu denir.

Bu rahatsızlık genellikle halk arasındaki tabiriyle “elalem ne der, ya bana bir şey derse, ya bana kırılırsa, benimle küserse” düşüncesiyle bireyin hayatında kişisel olarak yapacağı seçimlerde gerilim yaşamasına ve hatta kendi hayatını başkalarının fikirlerine göre yaşamasına sebep olan bir psikolojik rahatsızlıktır.

Rahatsızlığın gerisindeki sebepler değerlendirildiğinde ise 06 yaş döneminde ailesinden yeterince sevgi görmemiş kişiler, egolarını dengelemek ve kendilerini değerli hissetmek için süper egolarını fazlasıyla devreye sokarak, bu gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşamaktadırlar.

Kısacası kişinin kişiliğinin tam olarak gelişmemiş olması, kendi geleceği hakkında kendi sorumluluğunu taşıma bilincine ulaşamamış olması; çevresindeki kişilerin kendisi hakkında vermiş olduğu düşüncelere, tercihlere izin vermiş olduğu sebepleri görülmektedir.

Bu sendroma sahip bireyler, toplumda kendini gösterememekte, insanlara karşı kendini kabullendirememekte, insanların kendisini yeterince sevmediği düşünmektedirler. Karşılarındaki kişilere değil, kendilerine odaklıdırlar. Çünkü kendilerini sürekli bir üçüncü göz ile dışarıdan izlerler ve başkalarının gözünde nasıl göründükleri sorusuna obsesif bir şekilde odaklanmışladır.

Bu takıntıları yüzünden de, davranışlarını, o anda bulundukları ortama ve kişilere göre değiştirme ihtiyacı duyarlar ve bu nedenle dışarıdan bakıldığında tutarsız davranışlar sergilerler. Dr. Judith Orloff ’a göre ise bu aşırı empati hissi insanları zaman içinde çok yıpratmakta, çok fazla stresli duygunun etkisinde kalanlarda ise depresyon, panik atak gibi rahatsızlıklara sürüklemektedir.

Aşırı Empati Sendromu

Aşırı Empati Sendromu

Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AİWS)

Alice Harikalar Diyarında sendromu vücut imajı ve şekliyle ilgili algı yanılsamaları ile (makropsi veya mikropsi) görülen tuhaf bir sendromdur. Hastanın zaman, boşluk ve vücut görüntüsü algısı bozuktur. Hastalar vücut şekillerinin ve ölçülerinin değiştiği algısına kapılır.

Bu sendrom adı itibariyle, başta kadınlar olmak üzere anlatacağınız herkesin ilgisini çekecektir. İsmini tahmin edeceğiniz gibi Lewis Carrol’un Alice Harikalar Diyarında romanından alıyor.

Bu sanrı durumu kişinin zaman, mekan ve beden algısını doğrudan etkiliyor. Kişi gördüğü nesneleri olduğundan daha küçük ya da olduğundan daha büyük algılayabiliyor. Bu sendromda kişi kendi vücuduna dışarıdan bakıyormuş gibi bir algının ortaya çıkışını da deneyimliyor.

Böyle bir sanrı birçoğunuza tanıdık gelecektir, çünkü insanların bu sanrıyı yaşaması için sadece psikolojik rahatsızlığı olmasına gerek yok. Bazı insanların, özellikle de uykudan önce buna benzer deneyimler yaşadıklarını biliyoruz.

Alice Harikalar Diyarında Sendromunun temel belirtileri:

Nesnelerin boyutlarını algılamada sorun

Organların boyutlarını yanlış algılama

Etraftaki cisimlerin boyutlarını algılamada bozulma

Duymada ve işitmede değişim

Zamanı algılamada bozulma

Sesin algılanmasında sorun

Bu belirtilerin başta migren olmak üzere, psikoaktif ilaçların da sebep olabildiği biliniyor. Hatta Lewis Carrol’ın da migren sorunu yaşadığı ve Alice Harikalar Diyarında romanını bu şekilde yazmasında migrenin büyük katkısı olduğu düşünülüyor.

Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AİWS)

Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AİWS)

Munchausen Sendromu

Karl Fredrich von Munchausen 18. yüzyılda yaşamış bir Alman Baronuydu ve Rus ordusunda paralı süvariydi. Rus – Osmanlı savaşından dönüşte arkadaşlarına, komşularına kahramanlıklarıyla ilgili öyküler anlatmaya başladı.

Öyküleri o kadar abartıldı ve yayıldı ki, sonunda yalan olduğu ortaya çıkınca yalancılığıyla ünlendi. Bu nedenle yalan hastalık öyküleri anlatanları tanımlayan sendroma ismi verildi.

Munchausen Sendromu ilk kez 1951’de hastane hastane dolaşıp hastalık öyküleri uyduran ve kendilerine gereksiz yere cerrahi girişimler uygulanmasına razı bir grup hastayı belirtmek için Asher tarafından kullanılmıştır.

Munchausen Sendromu yapay bozuklukların en uç tipidir. Munchausen sendromu, hastanın aslında gerçek olmayan bir ruhsal ya da fiziksel sorunu varmış gibi davrandığı bir çeşit yapay bozukluktur.

Hastalık taklidi, patolojik yalan (pseudologia fantastica) ve sürekli dolaşma üçlemi karakteristiktir. Destekleyen etmenler ise sınırda (borderline) ya da antisosyal kişilik bozuklukları, çocukluktaki yoksunluk (ya da mahrumiyet).

Hastalar belirtileri kasıtlı olarak üretir ya da uydurur. Bunu, kesme, yakma, zehirli madde enjekte etme, aşırı doz ilaç alma gibi yollarla üretirler. Hasta başkalarının dikkatini ya da sempatisini üzerine çekmek için ağrılı ya da tehlikeli test ve operasyonlara girebilir.

Kişi bir başkasında belirtiler yaratır ya da uydurursa, buna Munchausen by Proxy sendromu denir. Buna kişinin çocuklarında hastalık belirtileri olduğunu uydurması da dahildir.

Bu erken yetişkinlik çağında başlar. 30 ila 50 yaşlarındaki yetişkinleri etkiler ve erkeklerde yaygındır.

Kişinin dürüst olmaması nedeniyle teşhis ve tedavi zordur çünkü hasta bir süre sonra doktor ya da hastane değiştirebilir. Ayrıca, doktorların Munchausen sendromu teşhisini koymadan önce diğer bütün olası fiziksel ve ruhsal hastalıkları saf dışı bırakması, genellikle çeşitli tanısal test ve işlemler uygulaması gerekir.

Tedavide psikoterapi, bilişsel davranışçı terapi ve sosyal servisler yararlı olur.

Munchausen sendromunun komplikasyonları, ölüm ya da intihar da dahil ciddi sorunlara yol açabilir.

Munchausen Sendromu

Munchausen Sendromu

İlgili konular...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir