Çocuk Ruh Sağlığının Tanımı ve Önemi

İnsanoğlu hayatı boyunca büyük küçük pek çok sorunla karşılaşır ve bu sorunları çözerek olgunlaşır.

Günlük hayatta kendi istek ve eğilimleri ile çelişen sayısız engelle karşılaşır. Bu engelleri aşmak için kimi zaman çevresiyle, kimi zaman da kendi kendisiyle çatışmaya girer, bocalar. Zorlukları yendikçe güçlenir. Güçsüz ve yetersiz kaldığında başarabildiğiyle yetinir.

Ruh sağlığı yerinde olan bir insan için bu zorluklar aşılabilirken ruh sağlığı iyi olmayan ya da olaylardan etkilenip sağlığı bozulan kişi, gerçeği iyi değerlendiremez. Tepkileri duruma uygunluk göstermez. Sorunları çözmek yerine sorunun kendisine odaklandığından bir kısır döngü içine girer.

Bunalımsız ve kaygısız bir hayat düşünülemez. Ruh sağlığı iyi olan bir insanın da her zaman mutlu olduğunu söylemek doğru olmaz. Üzüldüğü, kendini kötü hissettiği olaylar mutlaka olacaktır. Fakat dayanma gücü ve esnekliği nedeniyle zor dönemlerden en az yara alarak çıkabilir.

İyi bir ruh sağlığına sahip olan çocuklar ve ergenler psikolojik ve sosyal olarak en üst düzeyde işlev görebilme, iyi bir kişilik geliştirme, düzenli ve sağlıklı arkadaş ve aile ilişkilerine sahip olma ve üretken olma imkânına sahiptirler. Sosyal ve ekonomik olarak bu bireyler etkin bireylerdir.

Doğa ve hayvan sevgisinin ruh sağlığına olumlu etkisi
Doğa ve hayvan sevgisinin ruh sağlığına olumlu etkisi

Ruh Sağlığının Tanımı ve Ruh Sağlığı Bilgisinin Önemi

Ruh sağlığını tanımlayabilmek için öncelikle sağlığın tanımını yapmak gerekir.

Sağlık, insanın en değerli hazinesidir. Başarı, para, iyi bir kariyer kısacası hayattaki bütün istenilen şeyler eğer insanın sağlığı yerinde ise anlamlı olur. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) sağlık tanımında bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilikten söz edilmektedir.

Ruh sağlığı; “Kişinin kendisiyle ve çevresiyle sürekli denge ve uyum içinde olmasıdır.” şeklinde açıklanabilir. WHO ise ruh sağlığını bireyin kendi potansiyellerinin farkında olma, yaşamın normal stres durumlarıyla başa çıkabilme, üretken ve etkili şekilde çalışma ve kendi toplumuna katkıda bulunabilme özellikleri ile iyi olma hali olarak tanımlamaktadır.

Halil Cibran’ın bir öyküsü dengenin önemini şöyle dile getirmektedir:

Ülkenin birinde bilge bir kral varmış. Ülkesinde herkesin mutlu yaşadığı bu bilge krala, bir gün kötü bir haber iletmişler. Krala düşman olan bir büyücü, ülkenin bütün su kaynaklarına ve kuyularına büyülü su katmış.

Sudan içen herkes bir bir delirmiş. Kısa sürede kral ve yöneticilerden başka ülkede dengeli tek kişi kalmamış. Çok geçmeden deliren halk, kralın iyi yönetimine başkaldırmış. Bunu gören kral o büyülü sudan getirtmiş. Hem kendi içmiş hem de yöneticilere içirtmiş. Böylece o ülkede yönetenlerle yönetilenler arasındaki denge yeniden kurulmuş.

Ruh sağlığı yerinde olan bir insanda aranacak özellikler şunlar olabilir:

Kişinin kendi kendisiyle uyumlu olması her şeyden önce gereksiz ve uzun süren kaygılardan, kuruntu ve kuşkulardan uzak olmasına bağlıdır. Günlük kaygılar ve üzüntüler her sağlıklı insanda vardır ve ruhsal uyumsuzluk belirtisi sayılmaz. Fakat nedeni belli olmayan ya da uzun süren kaygılar, kuruntular ruhsal dengenin bozulduğunun belirtisi olabilir.

Kişi, içinde yaşadığı yakın ve uzak çevrede ilişkiler kurup bu ilişkileri devam ettirebilmelidir. Ailesi, akrabaları ve iş yaşamındaki kişilerin dışında arkadaşlıklar da kurabilmeli ve bu ilişkileri devam ettirebilmelidir.

İnsanlarla geçinme ve iş birliği yapmanın ötesinde, sevgiye ve saygıya dayalı bağlar kurabilmelidir. Karşı cinsle de sevgiye dayalı ilişkilere yönelmeli, eş seçmede kendi başına sorumluluk alabilmelidir.

Kişinin kendine güveni olmalıdır. Davranışlarını ve yeteneklerini gerçekçi olarak tartabilmelidir. Kendini başkalarının gözüyle de görebilmelidir. Yetenekleriyle orantısız bir üstünlük ya da aşağılık duygusu içinde olmamalıdır.

Kişi toplumda bir yeri ve görevi olduğu duygusunu edinmiş olmalıdır. Yeteneklerini geliştirmeli, verimli işlere yöneltebilmeli, çalışmalarından ve başarısından zevk almalıdır.

Kişinin geleceğe yönelik planları olmalı, bunları gerçekleştirmek için de gerçekçi bir yol izlemelidir. Gerçekleştiremediği isteklerini de başka yollardan doyum sağlamaya çalışmalıdır.

Kişinin karşılaştığı zor durumlarda başvuracağı bir yedek gücü olmalı ve yeni durumlara uyma esnekliği gösterebilmelidir. Başarısızlıktan yılmamalı, zorlukla karşılaşınca kendini bırakmamalıdır. Geleceğe dönük umudu ve savaşım gücü ile karşılaştığı engelleri yenmeye çalışmalıdır.

Belirli bir gruba dâhil olmak
Belirli bir gruba dâhil olmak

Kendi başına kararlar alıp uygulayabilmeli, kararlarının sorumluluğunu taşıyabilmeli ve sonuçlarına katlanabilmelidir. Başarısızlıktan ders almalı, başarısızlık nedenlerini başkalarına yüklememeli, kendini eleştirebilmelidir.

Kişinin yaşadığı toplumla ters düşmeyen, inandığı değerleri ve inançları olmalıdır. Bunun yanı sıra birey yeniliklere de açık, ön yargıdan uzak olmalıdır. Başkalarının inanç ve görüşlerinde saygı duymalı, hoşgörülü olmalıdır.

Kişinin, mesleği dışında eğlendirici, dinlendirici ve kişiyi geliştirici, spor, sanat gibi uğraşları da olmalıdır.

Ruh sağlığı da beden sağlığı gibi iç ve dış çevre koşullarına göre değişip bozulabilir.

Yani ruh sağlığı da hiç değişmez bir durum değildir. Dış baskılar belli bir ölçüyü aşınca, bireyin ruhsal dengesi sarsılabilir. Bunalımlar, üzüntüler, kaygılar, iç çatışmalar, davranış bozuklukları ortaya çıkabilir.

Örneğin aile içindeki çatışmalar, uzun süren hastalıklar, boşanmalar, ölüm, işsizlik, doğal afetler gibi durumlar geçici ya da sürekli ruhsal sorunlara neden olabilir. Fakat her insanın bu dış etkenlere göstereceği tepkiler aynı değildir. Kimileri bu olayları çok güçlü ve sakin karşılarken, kimileri en küçük bir olayda bile ruhsal çöküntüye uğramaktadır.

Ruh sağlığının bozulması, kişinin çalışmasını, çevresiyle ilişkisini, kısacası tüm yaşamını etkiler. Bu bakımdan, kimi ruhsal bozukluklar beden hastalıklarından daha yıkıcıdır.

Nedenini bilmediği kaygı ve kuruntulardan kurtulamayan kişi mutsuzdur. Kişi mutsuzluğunu çevresine yansıtır, insanlarla ilişkileri bozulur. Kendisiyle ve çevresiyle barışık olan bir insanın insan ilişkileri iyidir. Çevresine pozitif elektrik verir.

Çevresindekilerin eksiklerini aramaz, onların mutsuzlukları ile mutlu olmaz. İnsanların davranış ve tutumlarını mizahi yönden görebilir. Başkalarına olduğu gibi kendine de gülebilir.

Ruhsal problemlerle karşı karşıya kalındığında, önemli olan bu problemi görmezlikten gelip üzerini kapatmak, yok saymak değil, problemin üzerine gitmek ve çözüm yolunu bulmaktır. Bunun için gerekirse mutlaka uzman bir doktordan yardım alınmalıdır. Çünkü ruh sağlığı bozulunca kişinin tüm hayatı olumsuz etkilenir.

Çocuklar ve yetişkinler
Çocuklar ve yetişkinler

Çocuk Ruh Sağlığının Önemi

Çocuk, kişiliğinin temelini oluşturan ilk ruhsal yapıyı 0-6 yaşlarında oluşturmaktadır.

Bu dönemden sonra ilk yaşantılarıyla birleştirip ruhsal yapısını tamamlayarak yaşamını sürdürür. Çocuğun kendi başına bir fert olduğunu hissedip ilk izlenim ve yaşantılarını kazandıracak anne-baba, daha sonra ailenin diğer bireyleridir. Günümüzde yapılan araştırmalar göstermiştir ki çocukla onu yetiştiren arasındaki ilişkinin çocuğun gelişiminde rolü büyüktür.

Çocuğun anne-baba ile sağlıklı ilişkiler içinde geçireceği ilk yıllar, onun geleceğinin en önemli güvencesidir. Başta anne olmak üzere diğer aile bireyleri, olumlu ya da olumsuz etkileriyle çocuğu bir birey olarak hazırlamakta ya da onun gelecekteki yaşantısı için temeller oluşturmaktadırlar.

Çocuk erişkin insanın küçük bir örneği değildir. Çocuğun sürekli gelişen ve değişen bir birey olduğu göz önünde bulundurularak farklı yaşlarda farklı ruhsal özellikleri olduğu bilinmelidir. Yani çocuğun ruh sağlığı açıklanırken onun gelişimsel özelliklerini de bilmek gerekir.

Örneğin, korku çocukluk çağında sıklıkla görülen ruhsal bir durumdur. Karanlıktan, korkan çocuk yadırganmaz ama bu korkuları yetişkin biri gösterdiğinde normal sayılmaz ya da iki yaşındaki bir çocuğun istediğini elde etmek için yere yatıp tepinmesi o çağ için normal görülürken yetişkin bir insanın bunu yapması normal karşılanmaz.

Bu nedenle çocuk davranışını yetişkin davranışına göre değerlendirmek yanlış olur.

Çocuk kendine özgü özellikler göstermekle kalmaz, hızlı ve şaşırtıcı değişmeler gösterir. Üç yaşındaki bir çocuk ile beş yaşındaki bir çocuk gelişimsel özellikler yönünden birbirine benzemez. Görülüyor ki çocukta ruh sağlığının değerlendirilmesi, gelişim dönemlerinde beliren ruhsal niteliklerin ayrıntıları ile bilinmesine bağlıdır

Anne ve çocuğun ruh sağlığı
Anne ve çocuğun ruh sağlığı

Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor, hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Doğacak çocuk anne karnında iken anne-babaların kafasında birçok soru işareti oluşur.

“Kız mı? Erkek mi? Sağlıklı doğup büyüyecek mi? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak? İleride nasıl bir insan olacak? Okul başarısı iyi olacak mı? Nasıl bir meslek sahibi olacak? Hayatta başarılı olacak mı?” gibi sorularla çocuğu beklemeye koyulurlar.

Çocuk dünyaya geldiğinde çocukla anne arasındaki ilişkinin çocuğun gelişiminde rolü büyüktür. Duygusal yönden sağlıklı bir anne için çocuk sahibi olmak, normal ve mutluluk verici bir durumdur.

Problemli bir anne için ise çocuk; yeni bir problem, bakım isteyen bir obje, bir sorumluluk veya bir ceza olarak kabul edilebilir. Bu yüzden bu tip anneler başlangıçta erken teşhis edilip tedavi edilirse, yetişmekte olan çocuğa yardım edilmiş olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir