Sosyal Etki Sonucu Ortaya Çıkan Davranışlar Nelerdir?

Sosyal etki sonucu ortaya çıkan farklı davranışlar şunlardır: Uyma, Özgeci Davranış (Diğerkâmlık), Sosyalleşme, Roller ve Beklentiler’dir. 

Makalede neler var?

Uyma

Sosyal etki, bireylerin davranışlarını yeniden düzenlemesine neden olur. Böylece düşünce ve duygularını toplum normlarına, ilkelerine ve kararlarına göre düzenleyen bireylerde uyma davranışı ortaya çıkar.

Uyma davranışı kişilerin benzerliğini ve sonuçta sosyal davranış düzenliliğini oluşturur. Bu düzenlilik diğerlerinin davranışlarını tahmin etmemizi ve kendi davranışlarımızı ayarlamamızı sağlar. Bu durum da insanlar arasındaki sosyal etkileşimin genellikle çatışmasız ve ahenkli olmasını sağlar.

Sosyal Etki  >   Uyma Davranışı  >   Benzerlik (Sosyal Davranış Düzenliliği)

Toplumlar davranışlarda uygunluk ve düzen sağlamak için belirli kurallar geliştirirler. Çocukluktan başlayarak tüm bireyler bu kuralları öğrenir ve uygular.

Bazen ortak öğrenme ve zorunluluk olmaksızın insanlar uyma davranışı gösterebilirler. Örneğin, caddede birkaç kişinin gökyüzüne baktığını gören diğer insanlar da gökyüzüne bakarlar.

Uyma davranışının nasıl oluştuğu ile ilgili birçok araştırma yapılmıştır. Bunlardan ilki, S. Asch (Eş, 1907-1996)’in uzunluk tahmini deneyidir.

S.Asch 1951-1952 yıllarında fiziksel gerçekliğin açıkça belli olduğu ortamda, gerçeğe ters düşen grup yargısı karşısında bireylerin nasıl davranacağını belirlemek için “uyma” deneyleri yapmıştır. Belirli sayıda bireyden oluşan çeşitli gruplara, birçok kart çifti gösterilmiştir.

Kartlardan birinde birbirinden farklı uzunlukta üç çizgi; diğerinde, bu çizgilerden birine eşit olan tek çizgi bulunmaktadır. Deneklere birer birer tek çizginin, diğer kartta bulunan çizgilerden hangisine benzediği sorulmaktadır.

Bu çizgilerden biri karttaki çizgilerle tıpatıp aynıdır ve bu durum açıkça belli olmaktadır.

Bu çizgilerden biri karttaki çizgilerle tıpatıp aynıdır ve bu durum açıkça belli olmaktadır.

Grup hâlinde laboratuara alınan bireylerden biri gerçek denek, diğerleri ise araştırmacının asistanlarıdır ancak deneğin bu durumdan haberi yoktur. Her kart çifti, önce asistanlara gösterilip fikirleri sorulmakta daha sonra deneğe sorulmaktadır.

Asistanlar başlangıçta doğru cevaplar vererek deneğin güvenini kazanmışlardır. Daha sonra bütün asistanlar, yanlış cevaplar vermeye başlarlar. Sıra kendisine gelinceye kadar yanlış cevaplar duyduğu için rahatsız olan gerçek deneğin, sıra kendisine geldiğinde yanlış olduğunu bildiği hâlde karara katılması, grubun uyma davranışına etkisini göstermektedir.

Deney çok sayıda insanla tekrarlanmış, deneklerin % 35’inin yanlış olduğunu bildikleri hâlde diğerlerinin kararlarına uydukları görülmüştür. Deneylerden anlaşıldığı gibi birey, yanlış olduğunu bildiği hâlde içinde bulunduğu grubun görüşlerine katılmaktadır. Burada, grup bireylerine duyulan güven ve gruba ters düşme kaygısı büyük rol oynamaktadır.

Uyma davranışı aşağıdaki biçimlerde gerçekleşir.

a) Özdeşleşme

Birey iletişimde bulunduğu gruptaki insanları beğenmesi, çekici bulması sonucunda onlar gibi olmaya çalışır. Kişi kendine yakın hissettiği, değerli bulduğu kişilere benzeme çabası sonucu onlardan gelen öneri ve uyarıları daha dikkate aldığı için uyma davranışı gösterir.

Çok sevdiği babası gibi yürüyen, çevre temizliği konusunda onun gibi duyarlılıklar sergileyen çocukta davranış değişikliği, özdeşim kurma yoluyla gerçekleşmektedir.

b) İtaat Etme

Bireylerin grup kurallarını incelemeden, tartışmadan, sorgulamadan uyması, grubun isteği yönünde davranışta bulunması ve boyun eğmesi yönünde gerçekleşen uyma davranışıdır.

Sınıftan çıkmak istediği halde okul kurallarından dolayı oturmak zorunda kalan bir öğrencinin durumu gibi. Eğer bireyler grubun kabul edilen inanç ve uygulamalarından sapma davranışı gösterirlerse grubun dışına itilir.

Sapkın davranışlar kişinin reddedilmesine, haksız muamele görmesine, ayrıma neden olur. Stanley Milgram (1933-1984) tarafından “tanımadığı bir kişiye acı verme emri alan birinin bu emre ne ölçüde itaat edeceğinin anlaşılması” amacıyla aşağıdaki biçimde bir deney yapılmıştır.

Laboratuvara gelen denek, orada bulunan başka bir kimseyle tanıştırılır. Bu ikinci kimse araştırmacının işbirlikçisidir fakat denek bunu bilmez. Araştırmacı deneğe “Sizin göreviniz bu kişiye bir dizi kelimeyi ezberletmektir.” der. Bu görevin bir parçası da ezberlemeyi yapan kişiye elektrik şoku vererek onun hata yapmamasına yardımcı olmaktır.

Elektrik şokunun 15 volttan 450 volta kadar değişen düzeyleri vardır. Şok düzeylerinin üzerinde “hafif şok”, “orta derecede şok” ve “tehlike, çok şiddetli şok” gibi levhalar vardır. Her hatadan sonra deneğin şokun düzeyini artırması istenir.

Deney esnasında işbirlikçi yanlış yaptıkça denek bir üstteki düğmeye basmaktadır. 75 voltta işbirlikçi homurdanmakta, 150 voltta deneyi bırakmak istemekte, 180 voltta artık acılara dayanamayacağını haykırmakta, 300 voltta ağlayarak serbest bırakılmasını istemektedir.

Daha sonraki şoklarda ise işkence içindeki bir adamın çığlıkları duyulmaktadır. Deney boyunca araştırmacı odada deneğin yanında bulunur ve deneğe sürekli talimatlar verir. Deneğe şokun düzeyini her hatadan sonra artırmasını söyler.

Denek tereddüt edip araştırmaya devam etmek istemediğinde ise “devam etmeniz çok önemli ve gereklidir” şeklinde konuşur. Ayrıca listeyi öğrenme durumunda bulunan işbirlikçi kişiye dönerek “olacak her şeyden ben sorumluyum” der.

Gerçekte jeneratör elektrik üretmemektedir.

Yalancı deneğin yani işbirlikçinin çığlıkları, deneyden vazgeçmek istemesi, acılara dayanamayacağını haykırması daha önce doldurulmuş bir ses bandı aracılığı ile sağlanmaktadır.

İlk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde Yale Üniversitesinde yapılan bu deney hiç beklenmedik, çok şaşırtıcı sonuçlar vermiştir. Denemeye katılan değişik yaş ve meslekten 40 denekten hiçbiri 300 volttan önce şok vermekten vazgeçmemiştir. Deneklerin % 65’i şok vermeyi sonuna dek sürdürmüştür.

Araştırmacının önemli bir üniversitede profesör olduğunun denek tarafından bilinmesi, araştırmacının o anda deneğin yakınında bulunması ve araştırmacının sonuçtan kendisinin sorumlu olacağını söylemesi (böylece deneğin sorumluluk duygusundan kurtulması) itaat etmeyi artıran etmenlerdir.

İtaat deneyi, insanların büyük çoğunluğunun, normal hayatta benimsemedikleri ya da onaylamadıkları davranışlarda bulunmaları yönünde verilen emirleri, otoriteyi sorgulamadan ve karşı çıkmadan uyguladığını göstermiştir.

Stanley Milgram’ın şok deneyi

Stanley Milgram’ın şok deneyi

c) Benimseme

Bu tür uyma davranışı bireylerin bir kişi, bir örgüt veya grubun davranış, düşünce ve duygularını inanılır bulduğu için kendine mal etmesiyle (içselleştirmesiyle) ortaya çıkar.

Kazaların önlenmesinde trafik kurallarına uymanın önemine inanan bir insanın, trafik polisi veya ışıkları olmadığı zaman bile dikkat etmesi gibi.

d) Grup düşünme

Sorunlara ya da konulara bireyin kendi düşünceleriyle değil de grubun görüşleri doğrultusunda yaklaşılmasıdır. Grup düşünmede üyeler, kendi gruplarının yenilmez ve dokunulmaz olduğu konusunda gerçek olmayan bir düşünceye sahiptirler.

Kendileri hakkında böyle düşünürken grup dışındaki kişilere de yanlı bir şekilde yaklaşırlar. Örneğin, siyasi gruplarda ve cemaatlerde tek doğru vardır, seçeneklerin konuşulması bile kabul görmez.

Grup düşünme, bir süre sonra bireyin kendisini ayrı bir birey olarak görmesini engeller ve bireyin benlik farkındalığı azalarak psikolojik bir durum olan kimliksizleşme (birey olmaktan çıkma) ortaya çıkar.

Kişisel kimliğini (onu biricik kılan özelliklerini) kaybeden birey grubun isimsiz bir üyesi hâline gelir, bireysel sorumluluk duygusu kaybolur.

‘Kartopu etkisi’ oluşturan bu durum (etkili bir kişinin birkaç kişiyi etkilemesi, bu birkaç kişinin her birinin başka birkaç kişiyi etkilemesiyle etkilenen birey sayısının artması) kitlelerin ortaya çıkmasına yol açar.

Sosyal grup etkisi bireyin kararlarına da yansır. Bireyler tek başına verdikleri kararlarda daha temkinli davranırken grup hâlinde alınan kararlarda ise daha fazla risk alma eğilimi gösterirler.

Özgeci Davranış (Diğerkâmlık)

Sosyal etkilenme sonucu ortaya çıkan davranışlardan biri de özgeci davranıştır. Ödüllendirme beklentisi olmaksızın bir başkasına yardım etme davranışıdır.

Araştırmalar insanların kendiliklerinden başkalarına yardım etmesine rağmen, çevrede başkaları varken ve yardım edebilecek durumda iken insanların yardıma koşmaya daha az istekli olduklarını göstermektedir. “Tanık etkisi” olarak adlandırılan bu durumun nedeni, sayı arttıkça sorumluluğun yayılmasıdır.

Sosyalleşme

Sosyal ve kültürel etkilenme sonucunda bireyler hem kendilerine hem de toplu yaşama uyum sağlayacak biçimde sosyalleşirler. Sosyalleşme, bir toplumun değerlerini ve yaşam biçimini bireylere öğretmesidir.

Bireyler sahip oldukları ya da toplum tarafından verilen rollerin ve sahip olunan statülerin gerektirdiği davranış biçimlerini, bu davranışa yön veren toplumsal ve kültürel değerleri, toplumun kendilerinden beklentilerini (rollerini) sosyalleşme sonucu öğrenir. Öğrenmekle de kalmayıp bunları içselleştirip kendisine mal eder, bu değer ve normlar (kurallar) doğrultusunda davranır.

Roller ve Beklentiler

Belirli bir konumdaki (statüdeki) bireyden beklenen davranışlar rol olarak adlandırılır. Roller, model alma (taklit), gözlem ve deneme yanılma yoluyla öğrenilir. Belirli statüdeki kişilerden belirli rolleri oynamalarının beklenmesi, bir anlamda bir kalıp yargının sonucudur.

Örneğin, geleneksel toplumlarda kızların statüsü eş ve anne olmaktır. Onlar bu statünün gerektirdiği rolü oynayacak şekilde yetiştirilir. Bu kadınlarda, örneğin kendini gerçekleştirme gibi bir güdü ve bununla ilişkili davranışlara rastlanmaz. Kadınlarda bu ihtiyacın olmaması, toplumun onlara biçtiği rolün bir sonucudur.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.