Hastalıkla Baş Etme Yöntemleri ve Savunma Mekanizmaları

Baş etme, hastalığın getirdiği zorluklarla, gereksinimlerle uğraşmak, çevreden gelen talep ve değişikliklere uyum sağlamak için kişinin bilinçli veya bilinç dışı ortaya koyduğu bilişsel ve davranışsal stratejilerdir.

Hastalıkla baş etme zaman içinde değişen dinamik bir süreçtir ve baş etme biçimi hastanın psiko sosyal tepkilerini etkiler.

Fiziksel hastalığı olan hastalarda sıklıkla kullanılan baş etme yöntemleri; bilgi ve sosyal destek arama, yeni beceriler öğrenme, tedaviye aktif olarak katılma, planlı problem çözme, yüzleşerek başa çıkma, mesafe koyma, kendini kontrol etme, sorumluluk alma, olumlu yaklaşım, kaçma-kaçınmayı kullanma, hastalık hakkında endişeleri, duygularını paylaşma, kaybı kabul etme, inançları doğrultusunda duygusal destek alma, gerçekçi ümidi koruma olarak sayılabilir.

Kişinin baş etme biçimini seçiminde deneyimleri, hataları, kişilik özellikleri ve hastalık algısı etkilidir. Kişinin her zamanki baş etme yolları tanınmalı, etkin baş etme yöntemleri kullanmaları desteklenmeli, etkisiz olumsuz yöntemleri kullanmaları engellenmeli ve yeni etkili baş etme yöntemleri öğretilmelidir.

Hastanın hastalık hakkında bilgisinin yeterli olması hastalıkla baş etmesini kolaylaştırır. Bilginin yetersiz olması ya da hastaya bilgi verilmemesi anksiyete düzeyinin artmasına neden olur, bu da hastanın tedaviye uyumunu güçleştirir, dolayısıyla iyileşmesini geciktirir.

Savunma Mekanizmaları

Organizmanın dengesini bozacak herhangi bir etken tehlike olarak algılanır. Hastalık da genellikle kaygıya ve özgüven kaybına neden olarak organizmanın dengesini bozan durumlardan biridir. Kişinin ruhsal bütünlüğünü korumak için bu tehlikelere, tehditlere, engellemelere ve çatışmalara karşı savunma mekanizmaları vardır. Bunlar, bireyi tehlikelerden korumak için oluşan, id ile süper ego arasındaki çatışmaların çözümünü sağlayarak egoyu savunan, bilinçsiz, otomatik psikolojik süreçlerdir. Kişiliğin gelişiminde ve uyumunda önemli yer tutar.

Savunma mekanizmalarının makul ve ölçülü şekilde kullanılması sağlıklıdır. Ancak bunlar bireyi çalışmaktan, yaratmaktan alıkoyar veya aşırı bir biçim alıp davranışlarını olumsuz etkilerse bireyde bir takım uyumsuzluklara kişilik bozukluklarına ve akıl hastalıklarına neden olabilir.

Fiziksel hastalıklarda sıklıkla kullanılan savunma mekanizmaları şunlardır:

  Regresyon (gerileme)

Herhangi bir çatışma durumu karşısında insanın ruhsal gelişim sürecindeki daha gerideki yaşantısında sorunsuz olduğu dönemin davranışlarına geri dönmesidir. “geri gitmek” anlamına gelir. Hastalık ve hastaneye yatma süreci psikolojik yönden regresyonu beraberinde getirir, bu durum yaygın bir savunma mekanizmasıdır. Hastaneye yatışlarda regresyon normal sayılır.

Anksiyete düzeyinin azalmasını ve hastalığın getirdiği kısıtlılıkları kabul etmesini kolaylaştırır. Ancak çok uçlarda regresyon problem yaratır. Yalnız kalmayı kabul etmeyen, çocuksu, kolayca sinirlenen, sürekli isteklerde ve şikâyetlerde bulunan bir hastaya bakım vermek güçtür.

  Patolojik bağımlılık-bağımsızlık

Hastalık nedeniyle bağımsız aktiviteleri sınırlanan hastanın bağımlılık-bağımsızlık dengesi tehdit edilirse ortaya çıkar. Hastaların, hastalığı süresince bağımlı olma gereksinimleri artar veya azalır.

Bazı hastalar sürekli kendi kendilerine bağımsızca yapabilecekleri aktiviteler için bile yardım isteyip aşırı bağımlılık davranışı sergileyebilir. Bazı hastalar ise aksine hasta olmadan önce ne yapıyorlarsa aynı şeyleri yapmak için çaba harcayabilir. Yapamayacakları bazı aktiviteleri bile yapma girişiminde bulunabilir. Hastalığın getirdiği bağımlılığı kabul etmez ve yardım istemekten rahatsızlık duyar. Bu hastaların davranışları anlayışla karşılanmalı ancak uygun sınırlar konulmalı, güven, saygı, ilgi ve bakım gereksinimi olduğunun farkında olunmalıdır.

  Represyon (bastırma)

En sık kullanılan, temel savunma mekanizmalarından biridir. Onaylanmayan, acı veren dürtü ve isteklerin görmezden gelinmesi, sıkıntı, kaygı, korku, suçluluk yaratan, istenmeyen durumların, düşüncelerin, anı ve deneyimlerin dışlanması, bilinç dışına itilmesi ve orada tutulmasıdır.

Bastırılmış içerikler genelde hoş olmayan ve haz ilkesine dayalı dürtü ve duygulardır. Yaşam boyunca pek çok dürtü bastırılmış olup her an bilinç yüzeyine çıkmaya hazır bir halde fırsat bekler.

  İnkâr

Hoşa gitmeyen bir gerçeği tanımamak, reddetmek, görmezden gelmek, yok saymak ve böylece kendi benliğini korumaktır. Çatışma, anksiyete veya bir tehdit ile karşılaşıldığında kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Yaşanan olaylar hiç yaşanmamış gibi algılanabilir. Fiziksel hastalığı olanlar da sıklıkla inkâr mekanizmasını kullanırlar.

Ciddi bir hastalığın teşhisi sonucunda hasta “Bu gerçek olamaz.”, “Ciddi bir hastalığım olduğuna inanmıyorum.” diye inkâr edebilir. Burada hastalık inkâr edilebileceği gibi, hastalığın önemi, anlamı ya da ortaya çıkan duygu durum inkâr edilebilir. Hastalar bu benim için geçerli değil veya bu küçük bir hastalık diye düşünme arasında çeşitli derecelerde inkârı kullanabilir. Kişi, bazen hastalığını, bazı semptomlarını, bazen tedavi gereksinimini veya yaşam biçiminde değişiklik yarattığı durumları reddedebilir.

Hastalıkla Baş Etme Yöntemleri ve Savunma Mekanizmaları

Hastalıkla Baş Etme Yöntemleri ve Savunma Mekanizmaları

  Rasyonalizasyon (mantığa bürüme)

Toplum tarafından kabul edilmeyen istek, duygu, düşünce, davranış, yetersizlik, başarısızlık gibi durumlar için anksiyete yaratmayan mantıklı gerekçeler bulmadır. Bu yöntemi kullananlar, acı veren, bunaltıcı bir neden ya da açıklama yerine, içinde bulundukları şartları değiştirerek akla yatkın görünen, sıkıntı vermeyecek şekilde anlatarak rahatlamayı seçer. Aşırıya varıldığında kişi girişkenlikten uzaklaşır, bahaneler bularak kendini aldatır.

  Dışlaştırma

Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli, istenmeyen durumu, duygu ve düşünceleri çevredeki diğer kişilere atfetmesi, sorumlu tutmasıdır. Tehlike kaynağı dışlaştırılır.

  Projeksiyon (yansıtma)

Kişinin kendinde var olan, fakat kendi benliğine sıkıntı veren bazı özelliklerini başka bir kişiye aktararak bunların verdiği sıkıntıdan kurtulmasıdır. İstemediği durumdan başkasını sorumlu tutmadır. Bu mekanizma çoğu kere inkâr ile birlikte işler.

  Entelektüalizasyon

Toplum tarafından kabul edilmeyen dürtü, anı ve yaşantıların, entelektüel yetiler ve bilgilerle açıklanmaya çalışılması ve asıl bunalım kaynağının bu tür düşünce ve bilgi ürünleri ile kapatılmasıdır. Kendi sorunları yerine başka konulara yönelir, dünya sorunlarını bilgili ve gerçekten eleştirici bir kavrayışla tartışır ama kendi hastalığından bahsetmez. Bu anlatımları kendi benliğine bunalım veren sorunları ve duygu yüklü konuları örtmek için yaptığının bilincinde değildir.

  Affekt izolasyonu

Duygular düşüncelerden ayrıştırılarak ifade edilir. Yaşantıların hem duygusal, hem bilişsel yanı vardır. Benliğe acı veren yaşantılar, anılar, deneyimler hatırlanırken, duygusal yanı ayrılarak bastırılır ve bilinçdışı kalır, ya da bu duygular ilgisiz gibi görünen bir başka yaşantıya, başka nesneye aktarılır (yer değiştirme). Böylece, kişi hoş olmayan ya da acı bir olayı ya da hastalığını hiçbir duygu yükü olmadan anımsar ve onunla hiç ilgisi yokmuş gibi anlatır.

  Yüceltme

Bilinç yüzeyine çıkarılıp kabul edilmeyen, yasaklanmış ya da engellenmiş bazı dürtülerin kabul edilebilir, sosyal değeri yüksek bazı amaçlara yönelik dürtüler hâlinde değiştirilmesidir. İlkel nitelikteki eğilim ve istekler, doğal amaçlarından çevrilerek toplum tarafından beğenilen etkinliklere dönüştürülür.

Örneğin; saldırganlık, cinsellik gibi belli bazı ilkel dürtülerin açığa çıkmasının uygun olmadığı koşullarda, kişinin bu enerji birikimini güzel sanatlarda, spor ve iş başarıları gibi eylemlere yönelterek, olumlu bir biçimde kullanmasıdır.

  Kompansasyon (telafi etmek, yerini doldurmak)

Kişi kendini güçsüz ya da zayıf gördüğü bir alandaki eksikliğini başka bir alanda üstün başarı elde etmeyle örtmeye çalışabilir, böylece içinde bulunduğu durumun kaygısından kurtulabilir. Hastalığın yarattığı sınırlılıkların üstesinden gelmek için gereken bir eylemdir.

Çevre Özellikleriyle İlgili Faktörler

Kişinin hastalığa tepkilerini, yakın çevresinin ve toplumun hastalığa bakışı, kişinin medeni durumu, aile içi ilişkilerinin dinamiği, toplumun değer yargıları, kültürel özellikler, vb. durumlar etkiler.

Toplum için belirli bir hastalık hakkında ön yargı ve utanç söz konusu ise kişi hastalığı kayıp, tehdit veya ceza olarak algılar. Bu durum daha çok cinsel yolla bulaşan hastalıklarda veya diğer kötü alışkanlıklar (içki, sigara, uyuşturucu) ile bağlantı kurulan hastalıklarda daha fazladır.

Örneğin AIDS ve gonore (bel soğukluğu) gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar toplum tarafından hastanın dışlanmasına neden olabilir. Bu dışlanma hastayla ilişkili olan diğer kişileri de etkiler. Hasta ve aile üyeleri kendilerini izole hisseder. Toplum tarafından dışlanmak, farklı davranılmak ya da yanlış anlaşılmaktan korktukları için hasta ve yakınları teşhisi söylemeyi istemezler. Hastalıkla birlikte yaşanan sosyal hayattaki değişiklikler ve ekonomik kayıplar hasta ve ailesinin yalnızlık hislerini açığa çıkarır.

İlgili konular...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir