Psikolojinin Tarihçesi ve Psikolojide Yaklaşımlar

İnsanların yaşadığı ilk çağlarda ruh insan içinde bulunan ve görünmeyen bir varlık olarak düşünülmüştür. Rüyalar, bu inancın altında yatan önemli bir etken olmuştur. İnsanlar rüyalarında başka yer ve zamana gittikleri gibi, ölen insanlarla da karşılaşmışlardır.

Uyandıklarında eski hâlleri ile kendilerini gördüklerinde ruhun bedenden çıkan ve sonra geri dönen bir varlık olduğunu düşünmüşlerdir. Ruhun nasıl bir varlık olduğu ile ilgili farklı düşüncelere yönelmişlerdir.

Bazı Yunanlı düşünürler vücudu kaplayan ince bir yapı olarak kabul etmiş, Platon ise karşı çıkmıştır. Platona göre ruh duyu organları ile fark edilemeyen akıl veya düşünce yoluyla kavranabilen bir varlık ve ölümden sonrada bu varlığını sürdürdüğünü savunmuştur.

Aristoteles ruhun bedenle birlikte ele alınmasını gerektiğini vurgulamıştır. Ortaçağ düşünürleri ruhun ne olduğu tartışmasını dinsel alanda yapmıştır. Descartes’e göre ruh düşünce sonucu ulaşılan bir kavramdır. Descartes insan ve hayvan bedenini karmaşık bir makineye benzetmiştir. İşleyişini mekanik ilkelerle açıklamaya çalışmıştır.

İlk psikoloji laboratuvarının 1879’da kurulmasından sonra başlayan bilimsel çalışmalar sonucu değişik bilimsel görüşler ortaya çıkmıştır. Davranışın incelenmesinde farklı açılardan ele alınan görüşlere yaklaşım adı verilir.

Çeşitli kaynaklarda ekol veya okul da denilmektedir. Ekoller (bir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, okul) incelemek istedikleri konuyu temel ögeler açısından ele alır. Ekoller genellikle tek yanlı görüşlerdir.

Psikolojinin günümüzdeki durumunu daha iyi anlamamıza yardımcı olacak ekol ve yaklaşımlar aşağıda özetlenmiştir.

Yapısalcılık (Strüktüralizm)

Psikolojinin ilk ekollerindendir. Sağlıklı insanın bilincini ögelerine analiz eden bilim dalı olarak tanımlanır. Onlara göre psikolojinin amacı, sağlıklı insan bilincinin karmaşık yapısını çözümlemek, zihnin en yalın ögelerini araştırmak ve bunlar arasındaki ilişkileri bulup yasalar hâlinde formüle etmektir. Yapısalcılar, araştırmalarında iç gözlem ve deney yöntemlerini kullanır. Temsilcileri Wundt ve Titcher’dir.

Resim 1.1: Wilhelm Wundt

İşlevselcilik (Fonksiyonalizm)

Canlının amaca yönelik zihinsel süreçlerini inceleyen bilim dalı olarak tanımlanır. Bilincin yapısından çok işlevlerini ele alan bir yaklaşımdır. İşlevselciler davranışı, çevreye uyum süreci olarak tanımlamışlardır Algı, düşünce, duygu, irade gibi bilinç ögelerinin işlevlerini incelemiştir. İşlevselciler, araştırmalarında yöntem olarak iç gözlem ve gözlemi kullanmıştır. Temsilcileri William James ve John Dewey’dir.

Davranışçı Yaklaşım (Bihevyorizm)

Yapısalcılığa bir tepki olarak doğmuştur. İç bakış metodunu reddeder. Bu yaklaşıma göre psikolojinin bilim dalı olması için gözlenebilen, ölçülebilen ve deneylere dayalı insan davranışı bilimsel yöntemlerle incelenmelidir. Bu yaklaşıma U-T yaklaşımı, yani Uyarıcı- Tepki yaklaşımı da denir.

Davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadır. Davranışçılar, özellikle şartlanma yoluyla öğrenme konusunda hayvanlar üzerinde deneyler yapmıştır. Örneğin; Pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır. Bunlara göre psikolojinin metodu deney ve gözlem olmalıdır. Temsilcileri John B. Watson, İvan Pavlov, B.F. Skinner ve Doshiel’dir.

İvan Pavlov

Psikodinamik Yaklaşım (Psikoanalitik)

Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuş, daha sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir.

Bu görüşe göre insan doğuştan cinsellik ve saldırganlık içgüdülerine sahiptir. S. Freud’un temsilciliğini yaptığı bu yaklaşımda, bilinçaltı esas ögedir. Daha çok küçük yaşlarda olmak üzere toplumda hoş karşılanmayan arzular, birey tarafından bilinçaltına atılır.

Buna göre bilinçaltı, çevreden bastırılmış istekler alanıdır. Bu alan, birtakım psikolojik rahatsızlığın da kaynağıdır. Rahatsızlığın giderilmesi bilinçaltına bastırılmış isteklerin bilinç düzeyine çıkarılmasıyla mümkün olacaktır. Psikolojinin bulgularını hekimlik alanında kullanmıştır. Temsilcisi Sigmund Freud’dur.

Sigmund Freud

Bütünlük (Gestalt) Yaklaşımı

İnsan yaşantısı, davranışlarıyla birlikte bir bütündür. Bütün ise parçaların toplamından apayrı bir ahenk ortaya koyar. Buna göre yaşantılar, kendi bütünlüğü içinde incelenmelidir. Araştırmalarında yöntem olarak iç gözlem, gözlem ve deney kullanmıştır.

Gestalt psikolojisine göre parçalar bir bütünlük içinde anlam kazanır. Bir tablonun tuval, boya ve renklerin toplamından çok daha farklı bir şey olması gibi. Temsilcileri Max Wertheimer, Kurt Koffka, Kurt Levin ve W. Köhler’dir.

İnsancıl (Hümanist ) Yaklaşım

Çağdaş bir psikoloji akımıdır. Bu yaklaşımda insan, kendine göre bir değerdir. Kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden insanın kendisi sorumludur. İnsan, gelişme gücünü kendisinden alır, çevrenin etkisiz olduğunu savunur. Aynı zamanda insanın duygusal yanını öne çıkaran ve davranışlarını buna göre yorumlayan bir yaklaşımdır.

İnsan davranışlarını denetim altına almak yerine, daha çok özgürlüğe yer vermelidir, İnsanı insan yapan duyguları, hisleri, ümit ve beklentileri önemlidir. Bireyin davranışlarını anlayabilmek için onun iç yaşantısını bilmek gerekir. Yani yöntem olarak içe bakışı kullanır. Kurucuları Gestaltçılardan etkilenmiştir. Temsilcileri Rogers, Maslow, Sartre, Charolette Bühler, Frankl, Binswagner’dir.

Bilişsel Yaklaşım

Bilişsel yaklaşım, insanın zihinsel etkinliklerine önem verir. Düşünme, kavrama ve yorumlama davranışlara yön veren önemli unsurlardır. Davranışlar sadece dıştan gelen uyarıcı tepkileri bilmekle incelenemez.

Bu yaklaşımın amacı, gözlenebilen davranışlar ile zihinsel süreçlerin arasındaki ilişkiyi araştırır. Gelişme psikolojisi alanındaki çalışmaları ile tanınan Piaget, çocuğun yetişkinliğe kadar bazı zihinsel gelişim evrelerinden geçtiğini savunmuştur. Piaget, çocukta dört gelişim evresi saptamıştır. Piaget’in gelişme ile ilgili görüşleri eğitim anlayışında değişiklikler getirmiştir. Temsilcisi Jean Piaget’tir.

Biyolojik Yaklaşım

İnsan beyni karmaşık bir yapıya sahiptir. İnsan davranışını anlayabilmek için psikoloji ve sosyolojiden yararlanmak gerekir. Davranışların nedeninin ancak bireyin biyolojik yapısının incelenmesiyle bulunabileceğini savunan bir görüştür. Davranışlar, beynin bir fonksiyonu olarak ortaya çıkar. Temsilcisi A. Mayer’dir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir